17 Mayıs 2012 Perşembe

kehf

Semadan karanlığa açılan dar bir tünel, göğün çerh katından bir baş üstüne çıkar. Kadınları nar tanelerinden göğüsleriyle binlerce kızına kan emzirir orada, erkekleri buz derilerini ipek çarşaflarla örter. Kadınlar kuytularına erkekleri sokmaz, pençeleriyle gönül çukurlarına yatırdıkları kızlarını savunur erlerinden. Erkekleri kızlarının çukurlarına sırnaşır, tadılmamışların bakir kokularıyla cezbolurlar. Tadanlar cezblerinin kefaretini ahlarla öder. Kefaret göğün bir baş üstünden sarkıp, bin kat altından fersah fersah uzaktaki akıl erdiremeyenlerin âhlarını dinleyerek çekilir. Âha kulak verenler, ipek çarşafından sıyrılır, tenlerini eritir, yeryüzüne akıtır. Kadınlar kızlarının kaderlerini ahlardan yazar, erkekler kadere edilen ahları yüklenir, kuytuya taşır, kızlar çağlayanlardan ahları emer, olgunlaşır. Tadılmayı bekleyenler gün ağarana dek yecücle mecücün gogunu okur. Semanın ışığı çarha vurmaz. Tadılmayanlar satır satır kör eder kendilerini. Dokuz kat duvar, yıkılmaya yüz tutana kadar kadınları, kızları, körleri, erleri akıl ermezlerin bir baş üstünde tutar. Yıkılınca yedi kat üstten oluk oluk kan çağıldayacağını akıl ermezler bilmez. Bilseler, onlara akıl ermez denmez.

Hiç yorum yok: