1 Şubat 2012 Çarşamba

Yedi Kocalı Kocamış Kadın Kıtmir'in Rüyası


Madem bu kocamış kadını bunca karanlıkta arayıp buldun, yasla başını dizlerime, sana sonuna varamadığım bir efsane anlatacağım. Tek tanrılı, tek kitaplı, tek köpekli, çok inançlılarca bilinir, ama hiç kimse tarafından yaşanamamıştır. Şimdi efsanenin geçtiği mağarada,efsanenin yedi karakterini uyutup seni uyanık tutmak için buradayım.
Yedisi de aynı anda girmedi mağaranın kapısından, hiçbiri de kalmak için izin istemedi. Atlılar peşlerinden kovalarken, ben kapıda kaçanları bekledim, bir bir buraya topladım, rüyalarını görmek için. Islak rüyalar görüyorlar koskoca adamlar uzandıkları yerden, beni ıslatıyorlar, 12 saniyede bir, annelerini tokatlayan vefasız oğullar gibi, hala buraya ilk geldikleri yaştalar, affediyorum, bıyıkları terlemiş yedi yeniyetmenin aklından üç yüz yıldır son gördükleri kadın Kıtmir'den başka kim geçecek zaten?  Koyunlarına girdim mi, üstünde durma hiç. Efsaneleri dinleyen çocukları korkutmamak için karartanlar bu yüzden haklı, Pamuk Prenses öz babasıyla sevişti, Şehriyar kaltak karısının hıncıyla tan vakti şehirli kadınların ırzına geçti, Karlar Kraliçesi güzeller güzeli masal travestisiydi . Ben de uyuyanlarımın koynuna girdim, onların kirpiklerini düğümleyip bir sağa bir sola çevirirken soldan sağa geçtiğim doğrudur, ruhları da duymadı hiç. Bunlar hep yalnızlıktan, bir de soğuktan.
Yaşlandım, rutubet koktum. Mağaramın girişindeki dev aynasını ters çevirdim, yedinci geldikten hemen sonraydı, ben yüzüme bakmaya tahammül edemeyince. Şimdi sırlı bir duvar bizi burada saklıyor. Dikkatle dinle, yaklaşan ayak sesleri, eşiğe gelenler kendilerini aynamda görüp gerisingeri dönecek. Geldikleri gibi. Ben uyurlarımın Kıtmir'i, İTLERİN PİRİ, kuyruk sallamaktan vazgeçmişim artık, -kocayıp maskara olduğumdan, selamımı diğer itlere söyleyince uysallaşıyorlarmış hürmetlerinden,-, kuyruğu titretmeyi bekliyorum. Esneme sakın -tövbe estağfurullah-  esneyenleri şeytan kandırır derdi beni çocukluğumda dizlerine yatıran kocamanlar. Bak ben bir kandım yedi uyuyacaklara, onlar esnemeye başlayınca iş değişti, beni bu mağarada homurtularla yalnız bıraktılar, üç yüz yıldır bu ölüm provasını izliyorum, dinliyorum, yataklık ediyorum. On dokuz yaşımda, on dokuz yaşıma üç yüz mağara yılı uzakta on dokuz yaşımdan beri bu provadan başka bir şey görmedim.
Bundan bir asır evvel -uyurların koyunları hala ılıkken- eski mağara sahiplerinden kalan yazıları farkettim, (sonun başlangıcıydı) uyurlara bakmaktan vazgeçip duvarlara bakınca harf harf hece hece, önce okumayı söktüm, okudum, bitirdim, tekrar, başa döndüm, okuna okuna gözlerimden aşındılar, baktığım tüm duvarlar temizlendi, mağara bizi sahibi olarak benimsedi dedim önce, itaat etti. İki ayağımın üstünde durmayı öğrendim, sonra ellerimi kullanmayı. Sol elime sivri uçlu bir taş aldım, önce alfabeyi duvara geçirdim -sesimi unutuyorsam alfabe de unuturum sandım- a,b,c,a,b,c.. Yedi uykucu erkeğimin başucuna yedişer alfabe kondurdum.  YEDİ UYURLAR MAĞARASI. Başlık bitti, taş bitti, uyurları çevirdim, yeni bir taş daha, efsane başladı, uyurların sırtlarını verdikleri duvar boyunca, onlarca taş, yüzlerce satır, binlerce toz, ve efsane bitti. Hemen peşinden benim de hikayem. Ama uykularında küfleneceklerdi evire çevire anlatmasaydım. Birileri yazıyı icat etti edeli efsanelerin dolaşma özgürlüğünü ellerinden aldı, anlatılanlar yazıldığı gibi çakılı kaldı, beni buraya kapattı, senin uykunu çaldı. (Olan bitenlerin tüm sorumlusu isimsiz mucittir.) Yedi uyurlar, sekiz uyumazlar artık, kapatma gözlerini sakın, burada hayatımı harcadım ben, bak nefesim küf kokuyor! Şimdi uyursan, yazdıklarımı yine okuya okuya temizlemeye gözüm yetmez, yazacak vaktim de kalmadı. Seni efsaneye dahil edemediğim için mucit adına özür dilerim.

Hiç yorum yok: