28 Şubat 2012 Salı

has(n)ekî

Metres bir kez daha beylikler sahnesine çıktı. Tarih düşmek üretken medeniyetlerin paşa gönül kriterlerine bırakılmışken başka bir gün başka bir yerde çağ açılıp kapandı. Aynı coğrafyada payitaht değişse de katakulli ve ketenpereden sorumlu gören bakmaz metres, tarihsel olguları zamanın şartlarına göre değerlendirdi. Doğruculuk oyununda yorgun ama asla yılgın olmayan performansıyla ruzâmelerde göz doldurdu. Tekerrürsüz tarihlerin makbul çağında bir metres yaşandı.

he de geç

şimdi, alıntılamak adetimden değildir pek, ama alttakinin yalnız bir dizesine her ses verebildiğimde yeniden yola koyulmuşum demektir. bir satırını alıntılıyorsam, bütün şiirin etik ahlak çerçevesinde, fikir bazında, karın gazında, telif hakkında, ateş hattında, paylaşmakta beis görmüyorum. belki c'est la vie, birazı italik. şiir egosantrik.


sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü

27 Şubat 2012 Pazartesi

cin

Vodka, rakı ve şarap ama vodka sevmiyorum diye Nazım'ı da sevememe ihtimalimi düşünmekteyim. Peki Nazım Orhan'a kırgınsa elma Orhan'la gizli sözleşmeler yapmak için masaya mı oturdu, masada şarap, rakı ve ben vardık, vodka yoktu. Vodkayı sokak kedileri servis etti, Orhan bu duruma kırıldı, ben masadan kalktım, Nazım Tahir'le Zühre'nin arkasından kalkmamı fırsat kolluyormuş, anında masaya yanaştı. Meğer Orhan sırf ben sevmiyorum diye vodka içmezmiş. Yorgan gidince, kavga da bitince baktım kırgınlıklar unutuldu. Rakı, şarap ve ben bir başımıza Tahir'le Zühre'nin arkasına kurulduk. Sağolsunlar hiç yerimizi yadırgatmadılar. Tahir'le Zühre mutlu günlerinde bizi aralarında görmekten şeref duyacaklarını bildirdiler. Sokak kedilerini kimse aklından geçirmedi. Ciğercinin kedileriyle sokak kedilerinin de arasından çekilirsem işler tıkırına girecekti demek. Olan günahkar elmaya oldu.

13 Şubat 2012 Pazartesi

bostancı-taksim

"Ziverbey'den mi?"
"Atla ablacım, bi kişi bi kişi, kalkıyo!"
Atladım. Son gelene reserv edilen üçlü ön koltuğun ortası düştü. Sonuncuya gökten düşen üç elmadan hep çürük olanı denk gelir zaten. O ilk elmayı yemeselerdi, şimdi ne ortanca koltuk vardı, ne de döşemenin altından kıçıma batan demiri. En arka köşeyi kapan kartakaçkınabi çoktan ağzından akan anasonlu salya gibi sızmış. Dolmuşa ilk binenin sekiz tercih hakkı vardır, hep arka köşeyi seçer. Çok seçenek sadece dolmuşta en az kararsızlığı getirir. Yanında oturan iki yaşça benden küçük, görünüşçe anasının gözüne çomak sokar fingirdekabla (gözü çomaklı analar istemezdi bu saatte sokakta olmalarını) gecenin kritiğini yapıyorlar. Belli ki bekaretler bu gece de başarılı bir kolektif çabayla ipten alınmış. Diğer köşede eli sert saplı bond çanta tutmaktan nasırlanmış beyazyakalının yüzünden bir şey seçilmiyor. Onun da üstünde durmayıverelim. Evde üstünde "duracak" bir karısı vardır nasıl olsa. (teşbihte hata olmaz) Hiçbirinizle göz göze gelmeyelim. Bir de beni düşünmeyin gecenin daralan bu vaktinde.
Yanımdaki naylonçoraplıkadın soğuktan titriyor şoför bey, ısıtıcıyı biraz açsanız da eteğinin altına ılık hava üflese radyatör. Sağımdakini nasılsa bana yer bırakmayan yağ dokusu yalıtıyor. Ön koltuktaki ensesikalın ayakta uyurken östaki borusundan davul partisyonu çalıyor. "damages goods"u hiç dinlemiş miydiniz? Sanmam, sizin hiç "bu son" dediğiniz oldu mu peki, belki ellerinizin üstünde yaşlılık lekeleri belirmeden önce, bu şarkı ilk beninizden çok sonra popüler oldu. Arkadaki fingirdekablalar doğmadan önce, köşedeki beyazyakalı bond çantayı tutmaya başladıktan hemen sonra. Naylon çoraplar henüz icat edilmişti, yanımdaki yağdoku fitti, sigarayı bırakmamıştı henüz. Zaten sigarayı da bırakamadım bu şarkı yüzünden. Her gece bir şarkıyı suçlaya suçlaya sabaha son dallar biriktiriyordum, bu gecenin kurbanı da kadayıflık pankçılar oldu. Şoför tam zamanında koydu kuru dudaklarının arasına Malboro'yu. Sonra dudaklara baktım tek tek, yedişer koltuktan altlı üstlü on dört kuru dudak. Havadan heralde, elleri de çatlattı bu kış. Bir ortanca dudak ıslak kalmış, dilim söyledi. Neden diye düşünüyordum, şarkı son düzlüğe girerken ben atlamadan önce olan biteni itiraf etti.
Şoförün de canı sıkılmış olacak, sekiz dudak sahibi itiraz etmeyince, sahil tarafından gitti.

gang of four - damaged goods

7 Şubat 2012 Salı

kübik paradigma


Yuvarlak bir masada intihar edilmiyor.
Biraz yontuver şu satıhları marangoz amca.
Dörtgeninin köşesine tırmanıp atlayacağım.
Barlar, tabureler, altlıklar izlesin diye.
Karşımdaki yüze çakılacağım.
Başlamışken yüzlerdeki mimiklere de el at.
Sesi kısık ünlemlerde şaşkınlık donacak.
Gırtlaktan tonlamalara güfte yazılmıyor böyle masada.
Yuvarlak bir masada elime kalem almam daha da tövbe.
Bir kez aldım, virgülün bacağını kesemedim hala.
Kalem sanki benle çelik çomak oynuyor.
Bir barın sağ üst köşesinden başlayıp
Sol alt köşesine dikey intihar doğrusu.
Bundan sonra en doğrusu bu olacak.

5 Şubat 2012 Pazar

Boğaz Havası

(O günleri değil, günlerin dışına çekilmiş silik kontür çizgilerini yaşıyordu. Her nefes alışında gözlerini açıp, verirken kapıyordu.)


(Aç gözlerini) Bir vapur dolusu insan; sırtları, renk renk başları ve iki yana doğru sarkıttıkları kollarıyla birlikte dörderli dizilmiş, sakin sakin yere bakıyordu.

(Kapa gözlerini) Onlarca burna girip çıkan çıkan soluk sesleri uğuldamaya başladı. Vapurdaki adamlar ve suratlarının ortasında duran burunları hala orada, oturdukları yerden bir sağa bir sola doğru sallanıyordu. Senkronize, sözleşmiş gibi aynı anda başlayarak. Tutturdukları ritim nefes alışverişlerini düzenliyordu. Sağa yatarken bir doz oksijen çek, sola yatarken bir doz karbondioksit sal.

(Aç gözlerini) Bu adamlar demek ki böyle nefes alıyordu. Bana neden kimse bu yaşa kadar nefes almayı öğretmedi?
 
(Kapa gözlerini) Sola yatıp sallanmaya başladı, vapur da ufak ufak ayak adama uydurdu. Denizin ortasında bir vapur dolusu metronom ve adam yalpalayarak kıyıya doğru ilerledi. Nasılsa şehirlilerin göremeyeceği kadar onlardan uzaktalar. İçi rahatladı. Çünkü şehirde böyle davranışlar hoş karşılanmazdı, iskelede terkettikleri şehir ağzını kocaman açar deli diye arkasından bağırırdı vapura.
 
(Aç gözlerini) Metronomlar durmuş, sallanan adamı şaşkın şaşkın izliyordu, gözleri bir sağa bir sola yatıyordu adamla birlikte.
 
(Kapa gözlerini) Belli ki gözlerimi açınca utandılar benden. Yazık oldu bir vapur adama, utançlarından nefeslerini tutup intihar ettiler.

2 Şubat 2012 Perşembe

bilinç yatışı

Bugün denenmemişi arayacağım dedim -denenmemiş mi kalmış diye sordum, sağa sordum sola sordum- yatak odasındadır diye sezdim /yatak odasında denenmişler anlatılmaz/ anlatılmamışsa HENÜZ ben bilmem -sezgim gitti ben de peşinden- yatağı eşeledim yorganı araladım önce, yastığı kılıfından sıyırdım -denenmemiş neresine saklandı yatağın- diye sayık sayık, sonra yatağın yaylarına mi gizlendi -üstünde mi uzanıyordum bunca zaman denenmemiş  -parçaladım tırnaklarımla etlerimle denenmemişe kanımla- beyaz yatağı aradım taradım /yatakodasında denenmemişleri denemişler geldi aklıma -anlatırlar anlatırlar da kim için kime dedim- ben dinlemem o anlatanları ağızlarını açınca -midem bulanır yayılan kokudan- otoyol gibi uzayan denenmişin bir resmi geçidi- bunları düşünedururken denenmemişi unuttum- bir an sonra geçti, aramaya kaldığım yerden devam /sonra bir şey daha geldi aklıma içi bulandı- tek başıma yatağın orta yerinde açık saçık- her şey gözüne çok müstehcen gözükebilir ordan bakanların- kanlı ve yırtık çarşafta bağdaş bir kadın- tek başıma bulamam ki denenmemişi /hem bulduktan sonra ne yapacağım -yatakta açık saçık meraklıyken- bunu hiç düşünmemişsin meraklı kadın -yalnızken yatak ne de kocaman- masama koyup izleyecek miyim bulduğumu- denenmişleri var halihazırda masayı boydan boya kaplayan /yatakta denenmemişin arkasına saklandığı eksik bir şey var/ eksikliği bulana kadar-sonra doldurması da uzun mesele- denenmemişi unutmaya karar verdim.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Yedi Kocalı Kocamış Kadın Kıtmir'in Rüyası


Madem bu kocamış kadını bunca karanlıkta arayıp buldun, yasla başını dizlerime, sana sonuna varamadığım bir efsane anlatacağım. Tek tanrılı, tek kitaplı, tek köpekli, çok inançlılarca bilinir, ama hiç kimse tarafından yaşanamamıştır. Şimdi efsanenin geçtiği mağarada,efsanenin yedi karakterini uyutup seni uyanık tutmak için buradayım.
Yedisi de aynı anda girmedi mağaranın kapısından, hiçbiri de kalmak için izin istemedi. Atlılar peşlerinden kovalarken, ben kapıda kaçanları bekledim, bir bir buraya topladım, rüyalarını görmek için. Islak rüyalar görüyorlar koskoca adamlar uzandıkları yerden, beni ıslatıyorlar, 12 saniyede bir, annelerini tokatlayan vefasız oğullar gibi, hala buraya ilk geldikleri yaştalar, affediyorum, bıyıkları terlemiş yedi yeniyetmenin aklından üç yüz yıldır son gördükleri kadın Kıtmir'den başka kim geçecek zaten?  Koyunlarına girdim mi, üstünde durma hiç. Efsaneleri dinleyen çocukları korkutmamak için karartanlar bu yüzden haklı, Pamuk Prenses öz babasıyla sevişti, Şehriyar kaltak karısının hıncıyla tan vakti şehirli kadınların ırzına geçti, Karlar Kraliçesi güzeller güzeli masal travestisiydi . Ben de uyuyanlarımın koynuna girdim, onların kirpiklerini düğümleyip bir sağa bir sola çevirirken soldan sağa geçtiğim doğrudur, ruhları da duymadı hiç. Bunlar hep yalnızlıktan, bir de soğuktan.
Yaşlandım, rutubet koktum. Mağaramın girişindeki dev aynasını ters çevirdim, yedinci geldikten hemen sonraydı, ben yüzüme bakmaya tahammül edemeyince. Şimdi sırlı bir duvar bizi burada saklıyor. Dikkatle dinle, yaklaşan ayak sesleri, eşiğe gelenler kendilerini aynamda görüp gerisingeri dönecek. Geldikleri gibi. Ben uyurlarımın Kıtmir'i, İTLERİN PİRİ, kuyruk sallamaktan vazgeçmişim artık, -kocayıp maskara olduğumdan, selamımı diğer itlere söyleyince uysallaşıyorlarmış hürmetlerinden,-, kuyruğu titretmeyi bekliyorum. Esneme sakın -tövbe estağfurullah-  esneyenleri şeytan kandırır derdi beni çocukluğumda dizlerine yatıran kocamanlar. Bak ben bir kandım yedi uyuyacaklara, onlar esnemeye başlayınca iş değişti, beni bu mağarada homurtularla yalnız bıraktılar, üç yüz yıldır bu ölüm provasını izliyorum, dinliyorum, yataklık ediyorum. On dokuz yaşımda, on dokuz yaşıma üç yüz mağara yılı uzakta on dokuz yaşımdan beri bu provadan başka bir şey görmedim.
Bundan bir asır evvel -uyurların koyunları hala ılıkken- eski mağara sahiplerinden kalan yazıları farkettim, (sonun başlangıcıydı) uyurlara bakmaktan vazgeçip duvarlara bakınca harf harf hece hece, önce okumayı söktüm, okudum, bitirdim, tekrar, başa döndüm, okuna okuna gözlerimden aşındılar, baktığım tüm duvarlar temizlendi, mağara bizi sahibi olarak benimsedi dedim önce, itaat etti. İki ayağımın üstünde durmayı öğrendim, sonra ellerimi kullanmayı. Sol elime sivri uçlu bir taş aldım, önce alfabeyi duvara geçirdim -sesimi unutuyorsam alfabe de unuturum sandım- a,b,c,a,b,c.. Yedi uykucu erkeğimin başucuna yedişer alfabe kondurdum.  YEDİ UYURLAR MAĞARASI. Başlık bitti, taş bitti, uyurları çevirdim, yeni bir taş daha, efsane başladı, uyurların sırtlarını verdikleri duvar boyunca, onlarca taş, yüzlerce satır, binlerce toz, ve efsane bitti. Hemen peşinden benim de hikayem. Ama uykularında küfleneceklerdi evire çevire anlatmasaydım. Birileri yazıyı icat etti edeli efsanelerin dolaşma özgürlüğünü ellerinden aldı, anlatılanlar yazıldığı gibi çakılı kaldı, beni buraya kapattı, senin uykunu çaldı. (Olan bitenlerin tüm sorumlusu isimsiz mucittir.) Yedi uyurlar, sekiz uyumazlar artık, kapatma gözlerini sakın, burada hayatımı harcadım ben, bak nefesim küf kokuyor! Şimdi uyursan, yazdıklarımı yine okuya okuya temizlemeye gözüm yetmez, yazacak vaktim de kalmadı. Seni efsaneye dahil edemediğim için mucit adına özür dilerim.