8 Aralık 2011 Perşembe

snuff bilmemkaç

hele bana bir göz verin ki burada toplum kümesini venn şemalarının şablonlarıyla -ki kemirerek bilerdik elipslerini ilkokuldayken- üçe beşe indirgeyip, kafeslediklerime dinlettiğim cümlelerimin hep oportünizm koktuğunu ve dilime pelesenk chanson mottoların anlamlarını 'okumuş da ediyor ezber'den atlayıp telaffuz dahi edemeyeceğimi farkedeyim yüzünüze bakmadan önce, yüzlerinizi hiçleyen bir kafes daha kuş aramaya çıktı çünkü az önce camdan -'bu benim işim' kibri sayesinden kaydırdı kendini ellerimden, tutamadım-, üçsüz beşsiz yaşayamıyormuş dediğine göre ona da bir göz vermişler zamanında, yine de bu kafesi hakir görmek değil yaptığım esasen kendini bir anda isviçre çikolatası zannedip pralin kadar sıradan olduğunu yine ani kavramak ve insanların davaya uyanıp uyanmadığını anlayamamak ki hangisi aşırı tüketim durumunda önce kusturur, zira beni hiç kusana kadar yemediler ve ben hangisi olduğuma tam da bu yüzden karar veremeyeceğim, bakış açımıysa hiç değiştiremeyeceğim -görece saframda kese kese taş var- ondan yüzlerinizi takip edip gastritlilerinizi işaretliyorum, çünkü ekşili yüz kaslarınız benim için mi kasıldı yoksa midelerinize reverans mı yapıyor'un cevabını hiçbiriniz avuçlarıma bırakamadınız, halbuki ne güzeldi kadın olmaya çalışmak ergenliğe girmeden, bu işi hak edemeyince gelsin efes şişelerinin tırnaklanmış etiketleri ve sekiz mart'ı sahiplenemeyiş hemcinslerinin yüreğindeki inanca denkçe, clara zetkin ekolümün kadınsılarını görse, kadınlaştırdıklarını üstüme salardı bundan takribi bir asır öncesinde, halbuki ne güzeldir bundan bir asır öncesinin ergenleri; hezeyanlarından beth gibbons geçmemişken ama yine tütünlerinin dudaklıkları turuncu muydu?

Hiç yorum yok: