19 Aralık 2011 Pazartesi

gibi şeyler

Uyum, toplum yaşamına mahkum olmaktır.
Sessiz kalmak; görmek, duymak ve konuşmamaktır.
Kimlik, insanın kendini ait hissettiği bir hapishanedir.
Önyargı, çok kullanışlı bir düşünmeme mekanizmasıdır.
Umutsuzluk, gerçekleşmemiş düşleri unutamamaktır.
Rehabilitasyon, yabancılaştırılmadır.
Gözetim, sürekli gözaltıdır.
İnanç, doğmamış arzuların törpüsüdür.
İmaj, cinsiyeti boyutlandırmaktır.
Hafıza, benliğin yeniden yazılmasıdır.
Karşı cins, eksikliklerin üç boyutlu ilüzyonudur.
Farklılık, olmayanı yüceltmektir.

15 Aralık 2011 Perşembe

past perfect

zamanların en iyisi geçmiş olandır.

homeless

şu balkonlu olan benim evim. annem, babam ve ben; üçümüz bu evde birlikte yaşıyoruz. aslında babam bizimle yaşamıyor. genellikle bu evde değil. annemle ben yalnız yaşıyoruz. iki bekar. şu balkonlu ev bir bekar evi. hayır, annem bekar değil. aslında annemle yaşamıyoruz. o babamla evlenip beni doğurduğu için biz bir aile olduk. annem beraber yaşamak için çok kolay bir kadındır.  bu sayede babam annemi hala boşamadı. annemle babam benimle aynı evde yaşamanın çok zor olduğunu düşündüğünden beni boşadı. ben yalnız yaşıyorum. şu balkonlu evde. ailemse balkonsuz bir evde yaşıyor şimdi. evimin balkon neden mi görünmüyor? çünkü arka cepheye bakıyor. hayır, arka cepheyi görmenin imkanı yok. aslında bu evin bir balkonu yok. zaten şu an annemle babam evde. kapının zili bir süredir çalışmıyor. balkona çıkarlarsa onlara seslenebilirim. babam balkona çıkamaz, çünkü uzunca bir süre önce evin yolunu kaybetti. babam şu an bekar. ayarlamamı ister misin? anahtarlarım mı nerede? bende bu evin anahtarları yok. çünkü gördüğün ev balkonsuz, onun yerine üst katında bir teras var. benim evimdeyse anne, baba ve teras yok; balkon var. benim bir evim yok.

9 Aralık 2011 Cuma

asabi snuff

zengin olma hayallerinden vazgeç
yat, tekne, yelkenli alma
öncesinde bir de kaptan olma.
gerçekleşmeyen her hayal acı verecek.
gerçek bir acı istiyorsan
elini babanın arabasının kapısına sıkıştır,
şimdiden bu kadar aptal olma.

Kınar'ın Fedaisi

Bu sonu bilinemezin gündüz düşü,

-bir hanımefendiye ait denizi
yaran ve yaralayan vapurda kurulan-
ve düşkuran fedaiyi son kertesine vardırdı.
Gerdanını kırdıkça kanar hanım dalgalarında,
kirpik aralarına mevzilendi açların gözleri pusuda kirpiği kara.
Kanar keskin vapur kadar kayıtsız,
durup mahremini dikizleyen gözlere kıyıdan.
Fedai kıyıdaki açgözlü açık gözlerin kanına susamış;
gözcüleri boğarken kayalık diplerinde hıncından,
jilet atarken kapaklarına
midye kabuklarıyla arsız gözlerin,
hanımının köpüklü kıvrımlarına batıra çıkara.

Kinli iki göz bir bakışta çengelledi fedainin eşgalini -pek ani-
Eyvah! sıradaki müstakbel kurbanına suçüstü yakalandı.
Mesleği açık etti anlık bir gafleti.
İntikam alınacak az sonra düşüneyaşayandan.
Fedai de hala memuriyetinin yanışında:
"Hanımımın namusu karabatak savunusuna mı kalacak benden sonra?"

İskelesinden denizine kan sızıyor o gün bu gün Kanar Hanımın.
Ana renk hala mor - ve vakadan beri ince ince kırmızı-
Fedainin hala faili meçhul,
bilinişine bekleyerek orda kanar halde kaldı.
-belki de o vapurdan hiç inmedi-

O gün bu gün Kınar Hanım nüfus kayıtlarında ,
'Kanar' olarak geçer.

8 Aralık 2011 Perşembe

snuff bilmemkaç

hele bana bir göz verin ki burada toplum kümesini venn şemalarının şablonlarıyla -ki kemirerek bilerdik elipslerini ilkokuldayken- üçe beşe indirgeyip, kafeslediklerime dinlettiğim cümlelerimin hep oportünizm koktuğunu ve dilime pelesenk chanson mottoların anlamlarını 'okumuş da ediyor ezber'den atlayıp telaffuz dahi edemeyeceğimi farkedeyim yüzünüze bakmadan önce, yüzlerinizi hiçleyen bir kafes daha kuş aramaya çıktı çünkü az önce camdan -'bu benim işim' kibri sayesinden kaydırdı kendini ellerimden, tutamadım-, üçsüz beşsiz yaşayamıyormuş dediğine göre ona da bir göz vermişler zamanında, yine de bu kafesi hakir görmek değil yaptığım esasen kendini bir anda isviçre çikolatası zannedip pralin kadar sıradan olduğunu yine ani kavramak ve insanların davaya uyanıp uyanmadığını anlayamamak ki hangisi aşırı tüketim durumunda önce kusturur, zira beni hiç kusana kadar yemediler ve ben hangisi olduğuma tam da bu yüzden karar veremeyeceğim, bakış açımıysa hiç değiştiremeyeceğim -görece saframda kese kese taş var- ondan yüzlerinizi takip edip gastritlilerinizi işaretliyorum, çünkü ekşili yüz kaslarınız benim için mi kasıldı yoksa midelerinize reverans mı yapıyor'un cevabını hiçbiriniz avuçlarıma bırakamadınız, halbuki ne güzeldi kadın olmaya çalışmak ergenliğe girmeden, bu işi hak edemeyince gelsin efes şişelerinin tırnaklanmış etiketleri ve sekiz mart'ı sahiplenemeyiş hemcinslerinin yüreğindeki inanca denkçe, clara zetkin ekolümün kadınsılarını görse, kadınlaştırdıklarını üstüme salardı bundan takribi bir asır öncesinde, halbuki ne güzeldir bundan bir asır öncesinin ergenleri; hezeyanlarından beth gibbons geçmemişken ama yine tütünlerinin dudaklıkları turuncu muydu?

7 Aralık 2011 Çarşamba

hep çatılar martısız kalacak değil ya,
bu sefer martılar çatısız.
beton, tuğla, harç yok
her yer dalbudak, ama yapraksız.
nerden izleyecekler şimdi
çırptıkça rüzgardan taşan kanatlarını
plazasız, camsız.

başını kaldırıp çıplaklığa baktı şaşkın.
"mevsimdendir" dedi sonra kafa yormadan.
peki kanat çırparak soyamaz mı ağacı?
bunu bir düşün bakalım.
terli iklimlerde
asabı bozuk martı.

snuff 3

rigor mortis! rigor mortis!
ölüm saati: üç on sekiz
insan eskileri; sandık diplerinde
naftalinle yıkadıkları kefenleriyle
meşhum kayığı bekler.
yanaşma vakti: belli belirsiz.

snuff 2

şimdi postunu serdiğin sunağa
yüz çevirirken ben,
sevgiliyle sevişiyorum,
sen uluorta çıplak
başsız ve arsız davut,
nefsimle tanışıyorum.

snuff 1

deneyimlenmişin gündüz düşü
uykuya dalan utancın bilinişi.

olay yeri

anları yakala, dondur, süsle, kirlet
iki farklı kişinin aklında 180 derece
anlar anımsattıkça çoğaltıyor kendini
onları asma, besle, büyüt, yaşat
anlar kırmızı bir çarşafa serilmiş, hafif meşrep yatıyor
mürekkeple anları parşömen üstüne
anların sahiplerinden geniş mezhebi
duvar diplerinde köpek öldüren içiyor
anlar mütevazi masalarda fırından yeni çıkmış
dumanı çatalların ucunda tütüyor
anları bile, sapla birilerine
çevir kabzanın ucunu
bak nasıl kanatıyor.

21 Haziran 2011 Salı

unut

söylemekten sustum sizin yanıtlarınıza.
biriniz daha gelse,
demagojiler, iknalar, laf-ü güzaflar:
nicesine susmanız için.
yaş dudaklarınızdan öperdim.

9 Ocak 2011 Pazar

c.s.

Bay Nihayet, güne gelmişlerin tahsilatını gece kapatalım, ölü dünler sana emanet. Çünkü gündüzümün 'sus'u yok, gözleri aydınlık, elleri havada, dilinden şarkıları akıyor.