24 Kasım 2009 Salı

endikasyon

bugünün çocuklarının midesi bulanıyor her gün karşılarına geçip
üçyüz kelimelik dağarcıkla onlara bildikleri şeylerin altını çizenler yüzünden
bugünün çocukları post-kusmukla doldurdu adımladıkları sokakları
tinercilerin sokaklarında kokularını bırakmak için
yurtsuzluk sadece gavur sözü değil onlar için
ve nesil m.ö. 3000 yılından haberdar değil
ama tabulaları moda sokaklarından anılarla dolu
bugün kapalı algıları, her algı rahmine
ve kılcalları istinat etmiş gözkapaklarına
görüntüler intihar markalarına dönüşünce

13 Kasım 2009 Cuma

püf..

Alacakaranlık kuşağı sona erdi.
Gözlerini açabilirsin.
Sen hayat gailesinde
Yine uzuvlarını keserken
O kara, ala bulanana kadar
Evin bir köşesinde
Seni rejenere edecek.

10 Ekim 2009 Cumartesi

sus

kapkara elleri
duvarlara tırmanınca
kapanır gözleri
unutur o ellerin sahibi
yaşamanın gereğini
tutar nefesini
içinde saklar
bir daha da kimseye
geri vermez
dünyanın malını
iade etmez
.

21 Eylül 2009 Pazartesi

kalan

Antep sofrasına misafir bir akşamın ardından Adana şalgamıyla boğuldu rakı. Oysa ne serde Anteplilik var ne kanda Anadolu. Rakıya samimi özürler iletildi. Ama bu sis ya genze biriken acıyla dağılacaktı ya sabaha baygın varılacaktı. Ve bir çift gayr-ı resmi kelam perdeyi kapadı masaya selam edip tavanda biriken dumana karışarak, bir dahaki akşam üstüne çöreklenecek müdavimleri göz ucuyla kestirip şafak saymak üzere. Konuşulanlar masaya kaldı, masada kaldı, havada kaldı. Havada asılı kaldı.

5 Eylül 2009 Cumartesi

i need some sleep

Soğuk yatağa her girdiğimde, tütsülü yorgan ayaklarıma dolanır. Kışlık kefenin hışırtıları boğar uykulu nefesimi. Yastığın dünden kalma kokusu siner yine boynuma. Sabah kimi gecede bırakıp uyandıysam, ayı avuçlarıma alıp koşarım onun olduğu yere doğru. Boynuma suçluluk sızar ve içine çeker özürlerimi yaklaşmakta olduğum. Gergin dudakları titreten kinle çok gece yüzleşirim, avcumdaki ayışığının etrafında. Ellerim saatler sonra yatağın iki yanına düşer, tuttuklarından mahrum. Aksi gözlerim açılır, bir dahaki randevuya kadar kendine unutturması gereken tutsakla vuslatına kalan onlarca dakikayı hesaplatır alelacele bana.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Lomboz

Kısık gözkapaklarının ardından bak bana.
Gözlerinle aradığın cevabı görmezden gelmek için bir bahanem olsun.
Gözlüklerin örtsün saklayamadığım ayıplarımı,
Ve zihnin sana camlarına yansıyan muammalar için yeni sorular sorsun.

18 Ağustos 2009 Salı

Is She Weird

Altmışlık bir ruhu içinde taşıyan otuzlarındaki fahişe. Babasının en son on yaşında işittiği sesi, işe her çıktığında kulağında. Sigara ağızlığını çektiği ılık nefesler Audrey'e mezarında takla attırır. Göğüsleri yirmilik meslektaşlarına taş çıkartır hala. Mesleki prensipleriyle tam bir Meryem Anadır. Onu her düzen kendini Tanrı sansa da, o bakire kalır.

16 Ağustos 2009 Pazar

Lustral

Gece, karanlığını güneşe üfler ve aydınlıkla çürüyen psikolojik urlar bunu fırsat bilir. Savunmasız bedenlere karşı zihinsel saldırılarını harekete geçirir. Ayın müstehzi ışığıyla işgale direnenleri düşlerle oyuna getirir. Ruhsal ızdırapları omuriliğe saplar. Uykuysa mağlup olduğu bu savaşların sonuçlarını görmeye katlanamaz, kapatır gözlerini, geceleri durmadan ağlar.
Ve birileri öfkeyle açar gözlerini, anksiyetesinden sıyrılır. Kandırıldığını anlar.

11 Ağustos 2009 Salı

Don

Musalla taşının serinliğiyle ürpermeden, yaşamın ılıklığı farkedilmeyecek. 37 derece, kalp atmaktan yorulana dek hiç kimseyi tatmin etmeyecek. 10 karışlık toprak, ömre sığan onlarca kara kış kadar üşütmeyecek.

29 Haziran 2009 Pazartesi

velhasıl-ı kelam

Boyalı pençelerini batırırken yareninin göğsüne, tıslayan bir yılanın ayıplayan gözleri yaktı hain kedinin arsız tüylerini. Farketmeliydi haddini çoktan aştığını kedi, bir soysuzu bile pençelemek ekabir işiydi bu çöplükte. Ama içgüdü kaç iradesizi boğdu bu nefs gibi kabarmış suyun derinliğinde.

4 Nisan 2009 Cumartesi

yok ki devamı.

Yine damladı yüze katre katre kan
Ve sükunetti bu çehreden hep akan
Mirastır ki elem çürük ahfattan
Nice nesle hükmeder riyakar şeytan.

al

.
Kes ellerini yekpare sırçalarla
Bastır yakut parmaklarını boğazıma
Yuttur çıkan kanı zorla bana
Yağmalandık damarımızda akan günahla
Ve adım attık artık cevheri bir hara
.

18 Ocak 2009 Pazar

Dies Solis

El ayak çekildiğinde sessizliğin kokusunu yalnız siz alabilirsiniz. Kaldırımların ıssızlığı sadece sizin burun deliklerinize dolar. Çıkmaya başlarsınız kuytularınızdan kıvrılarak. Herbir ayağınız birbirine saygıyla yol verir ve yeryüzünde nefes alıp veren her canlı, yürürkenki zerafetinizden yoksundur. Kopkoyu sokaklarda ahenkle salınışınızı izlemekten çekiniriz biz. Ayın şavkı kafi gelmez kendimizi güvende hissetmeye. Güneşi arkamıza alıp olduğumuzdan yüce görünürüz. Gün batana dek sürer çünkü hükmümüz. Ay, gecenin devrimini müjdeler zifiri karanlığa. Olan bitene karşı tepkisiz duruşunuz, her gün oynatılan tanıdık bir filmin bedbaht sonuna yüzlerce kez tanık olduğunuz ve bu finale asla müdahale edemeyeceğinizdendir. Bizim gün ışığında bile görmekten aciz olduklarımızı siz zifirde sezersiniz. Sezgilerinizin kesinliği bildiklerimizin muğlaklığıyla alay eder durur. Işığın aceleciliğidir hünkarınızın sorunu. Tan ağartısı getirir hükümdarlığınızın sonunu.

13 Ocak 2009 Salı

os

Fondü üstünde pişen kemikler çığlık çığlığa ilik akıtırlar tabandaki mumların fitillerine. Ateş söneceğine, daha da harlanır. Eklemler şehvetle sürtünür birbirlerine. Kemikler fokurdayan kanla yıkanıp demlenirler, dertlenirler sıyrılmış etlerine. Çıplaklığın akı utandırır onları, kesif bir rayiha kaplar ortalığı.Budur arın aroması. Dumanlar rakseder, ortalarında kandil aydınlığı.